Mükemmel olma baskısı, çoğumuzun günlük hayatında farkında olmadan taşıdığı en ağır zihinsel yüklerden biridir. Zihnimizin içinde sürekli neyi eksik yaptığımızı, nerede yetersiz kaldığımızı veya daha iyisini yapabileceğimiz halde yapamadığımızı fısıldayan acımasız bir ses vardır. Bu içsel eleştirmen, bir işi teslim ederken, ikili ilişkilerde kendimizi ifade ederken veya hayatımızla ilgili yeni bir karar almaya çalışırken anında sahneye çıkar. Dışarıdan bakıldığında “yüksek standartlara sahip olmak” veya “başarı odaklılık” gibi takdir edilen bir özellik gibi görünse de arka planda ruhumuzu ve bedenimizi sürekli bir yetersizlik hissiyle zehirler. Mükemmel olma baskısı altında ezilmek bir erdem değil; aksine kendi potansiyelimizi, özgünlüğümüzü ve anın getirdiği güzellikleri yaşamamıza engel olan zihinsel bir hapishanedir. Bu hapishaneden çıkışın ve içsel huzuru yeniden inşa etmenin biricik yolu ise zihnin yargılayıcı sesini duyduğumuzda kendimize şefkatle yaklaşmayı öğrenebilmektir.
Mükemmeliyetçilik Bir Güç Değil, Savunma Mekanizmasıdır
Toplum, eğitim sistemi ve kültür bize kusursuz olduğumuz sürece sevileceğimizi, takdir göreceğimizi ve güvende kalacağımızı öğretir. Çocuklukta takdir kazanmak veya eleştiriden kaçınmak için geliştirdiğimiz bu tutum, zamanla içselleşir ve zihnimizde sert bir denetim mekanizmasına dönüşür.
Oysa zihnimizin ürettiği o mükemmel olma baskısı, aslında hata yapmaktan, reddedilmekten, eleştirilmekten ve en derinde “yeterince iyi olmamaktan” duyduğumuz korkunun bir kalkanıdır. Zihin zanneder ki; “Eğer her şeyi kusursuz yaparsam, hiç kimse beni eleştiremez, canımı yakamaz ve beni değersiz hissettiremez.” Ancak bu imkânsız standart, hayatın doğal akışıyla sürekli çatışır. Çünkü insan doğası gereği eksikleriyle, hatalarıyla ve öğrenme süreçleriyle tamdır. Kusursuzluk arayışı derinleştikçe eylemsizlik, erteleme hastalığı (procrastination) ve kronik tatminsizlik kaçınılmaz hale gelir. Her başarımızın ardından bile “ama şurası daha iyi olabilirdi” diyerek kendimizi takdir etmekten ve elde ettiğimiz başarının tadını çıkarmaktan mahrum bırakırız.

Mükemmel Olma Baskıcı ve Öz-Şefkatle Dönüştürmenin 3 Adımı
İçimizdeki o yargılayıcı sesi tamamen susturmak mümkün olmayabilir ancak o sesle kurduğumuz ilişkiyi dönüştürmek bizim elimizdedir. Öz-şefkat, kendimize en yakın dostumuza gösterdiğimiz anlayışı ve nezaketi sunabilme becerisidir.
-
İçsel Eleştirmenin Sesini Ayrıştırmak ve Fark Etmek
Zihninizden geçen o sert cümleleri fark ettiğiniz an durun. “Yine eline yüzüne bulaştırdın”, “Daha çok çalışmalıydın”, “Sen zaten bunu hiçbir zaman tam yapamazsın” gibi düşünceler geldiğinde, bu sesin sizin öz benliğiniz olmadığını anlayın. O ses, geçmişte duyduğunuz eleştirilerin, ebeveyn beklentilerinin veya toplumsal şartlanmaların bir yankısıdır. Kendinize sakince şunu söyleyin: “Şu an içimdeki eleştirmen konuşuyor ve beni kendi yöntemince korumaya çalışıyor ama bu söylediği şey benim hakikatim değil.”
-
“İyi Olmak” ile “Mükemmel Olmak” Arasındaki Farkı Görmek
Mükemmeliyetçilik ya hep ya hiç mantığıyla çalışır; bir şey %100 kusursuz değilse doğrudan “başarısızlık” olarak etiketlenir. Öz-şefkat ise dereceye ve sürece odaklanır. Bir işi, bir süreci veya bir günü “yeterince iyi” tamamlamış olmak şifa getirir. İlerlemenin, kusursuzluktan çok daha kıymetli olduğunu kendinize sık sık hatırlatın. Atılan her küçük ve eksik adım, masa başında bekletilen mükemmel planlardan çok daha canlı ve dönüştürücüdür.
-
Hataları Bir Başarısızlık Değil, Öğrenme Eşiği Olarak Görmek
Hata yapmak, yetersiz olduğunuzun bir kanıtı değil; denediğinizin, eyleme geçtiğinizin ve yaşadığınızın en somut göstergesidir. Kendinize hata yapma hakkı tanımak, üzerinizdeki o ağır mükemmel olma baskısı yükünü hafifletir. Bir hata yaptığınızda elinizi kalbinizin üzerine koyun ve bir dostunuza söyleyeceğiniz şu cümleyi kendinize kurun: “Elimden gelenin en iyisini yaptım. İnsanım ve hata yapmam çok doğal. Bu deneyimden ne öğrenebilirim?” Evet yaşarken zordur bunu diyebilmek, ama bunu kendinize alışkanlık edindiğinizde her şeyin düşündüğünüz kadar zor olmadığını anlayacaksınız.
İnsan Olmanın Zarafeti ve Kendi Değerini Hatırlamak
Sizin değeriniz ürettiklerinize, kusursuz başarılarınıza, mükemmel görünen hayatınıza ya da başkalarının onayına bağlı değildir. Siz sadece var olduğunuz için, kendi öz varlığınızla kıymetli ve yeterlisiniz.
Zihninizin kurduğu o yüksek çıtaları şefkatle indirin. Kendinize mükemmel olmama, bazen yorulma, bazen yavaşlama ve bazen de sadece “olduğunuz gibi kalma” izni verin. Mükemmel olma baskısı geride kaldığında, yerini kendiliğinden derin bir içsel özgürlüğe, yaratıcılığa ve hafifliğe bırakacaktır. Unutmayın; çatlaklar, ışığın içeri girdiği yegâne yerlerdir.
Kendinizi tüm eksikleriniz ve tamlıklarınızla kucakladığınızda, hayatın size sunduğu şifalı akış başlayacaktır.


Bir yanıt yazın