Sosyal medya hesaplarımızı her açtığımızda, karşımıza hep aynı felsefe dikiliyor: “Her gün saat 5’te kalk, buzlu sulara gir, o kitabı bitir, yeni bir dil öğren, kariyerinde sıçrama yap ve her an en iyi versiyonuna ulaş!” Sabah kahvemizi yudumlarken bile içimize bir suçluluk tohumu ekiyorlar. Sanki olduğumuz halimizle eksikmişiz, kusurluymuşuz ve sürekli bir şeyleri tamir etmek zorundaymışız gibi bir illüzyonun içinde sürüklenip gidiyoruz. Kendimizi sürekli başkalarının o filtrelenmiş, parlatılmış hayatlarıyla kıyaslarken buluyoruz. İçimizden bir ses yükseliyor tam o an: “Bi salın bizi ya, gerçekten bi salın!” Kendini geliştirme çılgınlığının modern bir köleliğe dönüştüğü bu çağda, omuzlarımızdaki bu yük bizi şifaya değil, derin bir tükenebilirliğe götürüyor. Peki, biz ne ara kendimizle barışmayı unuttuk ve her an mükemmel olmak ruhumuzu nasıl bir yetersizlik tuzağına çekiyor?
Kişisel Gelişim Çılgınlığı ve Her An Mükemmel Olmak Baskısı
Kişisel gelişim, insanın kendi içine dönmesi ve ruhunu şefkatle büyütmesi için harika bir yolculuktur aslında. Ancak modern dünya bu kutsal yolculuğu aldı, bir performans sporuna dönüştürdü. Artık mutlu olmak yetmiyor; “en mutlu” olmalıyız. Huzurlu olmak yetmiyor; “en yüksek frekansta” kalmalıyız. Her an üretmeli, her an parlamalı ve asla durmamalıyız. İşte bu bitmek bilmeyen talep listesi, üzerimizde görünmez ama devasa bir baskı yaratıyor. Oysa her an mükemmel olmak zorunda değiliz.
Farkında mısınız, ne zaman hiçbir şey yapmadan koltukta uzanmak istesek, arkadan hemen o cezalandırıcı ses yükseliyor: “Şu an zaman kaybediyorsun, kalk ve geleceğin için bir şey yap!” Durmanın, sadece var olmanın bir lüks değil, ruhun en temel ihtiyacı olduğunu unuttuk. Sürekli bir sonraki ideale, o hayal edilen “kusursuz bene” koşmaktan, bugün elimizde olan o canım insanın elini tutmayı bıraktık. Kendimizi sürekli bir proje gibi görmeye başladık. Oysa bizler tamir edilmesi gereken bozulan birer makine değiliz; sadece deneyimlemek, bazen düşmek, bazen dağılmak ve bazen de hiçbir şey yapmamak isteyen insan parçalarıyız.
Her An Mükemmel Olmak İllüzyonu, Yetersizlik Hissini Nasıl Besliyor?
Bu sürekli kendini düzeltme ve hep daha iyisi olma hali, ironik bir şekilde içimizdeki o en tehlikeli duyguyu besliyor: Yetersizlik. Siz ne zaman “Ben şu halimle iyiyim” demeye çalışsanız, dışarıdaki o gürültülü dünya size yetmediğinizi fısıldıyor. Daha iyi bir fizik, daha huzurlu bir zihin, daha başarılı bir kariyer… Bu hedeflerin sonu gelmiyor. Çünkü her an mükemmel olmak aslında hiç ulaşılamayacak bir ufuk çizgisi kovalamak gibi; siz yaklaştıkça o daha da ileri gidiyor.
Bu durum ilişkilerimize ve ruhsal sağlığımıza da yansıyor. Sürekli kendimizi eleştirirken, kendimize karşı o kadar acımasız birer yargıca dönüşüyoruz ki, içsel evimizde huzurla oturamaz hale geliyoruz. Kendimizi sürekli kusursuz bir kalıba sokmaya çalışmak bizi kendi gerçeğimizden koparıyor. Olduğumuz halimizi sevemediğimiz için, başkalarının da bizi bu halimizle sevmeyeceğine inanıyoruz. Sonra da o yetersizlik hissini kapatmak için daha çok çalışıyor, daha çok spiritüel eğitime koşuyor, daha çok didiniyoruz. Kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan bir kedi gibi, kendi yarattığımız o mükemmellik çemberinin içinde yorgun düşüyoruz.

Her An Mükemmel Olmak Zorunda Olmadığımızı Hatırlatan Adımlar
Bu toksik başarı ve gelişim çılgınlığından sıyrılmak, dünyaya arkamızı dönmek demek değildir; kendi hızımıza, kendi doğamıza şefkatle sahip çıkmaktır. Hayatın o koşturmacalı ritminin içinde kendi ritmimizi bulmak ve her an mükemmel olmak illüzyonunu hafifletmek için şu adımlarla başlayabiliriz:
-
“Şu An Olduğum Halimle Tamamım” Diyebilmek
Mükemmel olmanıza gerek yok. Kusurlarınızla, bazen aldığınız o yanlış kararlarla, sabahları yataktan keyifsiz kalkışlarınızla da son derece tam ve değerlisiniz. Gelişmek, bugünkü kendinden nefret ederek yapılacak bir şey değildir; ancak bugünkü halini şefkatle kabul ettiğinde gerçek şifa başlar.
-
Sosyal Medyadaki Filtreleri Filtrelemek
Sana her sabah “Hala başarmadın mı?” hissi veren, o her anı planlı, kusursuz ve steril hayatları önümüze seren hesapları sessize al. Hayatın içinde dağınıklığın da plansızlığın da can sıkıntısının da son derece insani olduğunu sana hatırlatan vahalara sığın.
-
Mum Işığının Altında Kusurlarla Barışmak
Akşam tüm o dış dünyanın “Daha fazlası ol!” diyen sesleri sustuğunda, masandaki o sıcak, dingin mum ışığının altında kendine bir alan aç. Eline kalemini al ve o gün sadece “kendin olduğun için” şükret. Başarılarını, hedeflerini bir kenara bırak. Sadece nefes alan, kalbi atan o saf varlığına bak ve o ışığın şefkati altında kendine şu sözü fısılda: “Her an mükemmel olmak zorunda değilim. Bi salın ya diyorum tüm o seslere… Bugün sadece durmaya, sadece olmaya ve bu halimle sevilmeye izin veriyorum.”
Kusurlu Olmanın Muazzam Hafifliği
Hayat, sürekli bir sonraki virajı dönüp “mükemmel” olmaya çalışacağımız bir yarış pisti değil. Gerçek özgürlük, o podyumdan aşağı inip çimlere uzanabilmektedir. Kendimiz üzerindeki o acımasız projeleri iptal ettiğimizde, ruhumuzun nasıl derin bir nefes aldığını göreceğiz.
Bu hafta kendinize en büyük iyiliği yapın ve o “her an kusursuz olma” heybesini sırtınızdan indirin. Bırakın bu hafta da bir dili öğrenmeyiverin, bırakın o sabah saat 5’te kalkıp buzlu sulara atlamayın. Onun yerine sadece canınız ne istiyorsa onu yapın; çocuksu bir neşeyle, hiçbir işe yaramayan o anların tadını çıkarın. Çünkü siz, bir yerlere ulaştığınızda değil; tam da şu an, bu halinizle, evinizin o dağınık salonunda otururken de son derece değerlisiniz.
Hayat, biz kendimizi olduğumuz gibi sevmeyi başardığımızda gerçekten yaşanır bir yer haline gelir.


Bir yanıt yazın