Birçoğumuz “Hayatın tüm güzelliklerine açığım” derken; sıra birinin bize yardım etmesine, içten bir iltifatı göğsümüzü gere gere kabul etmeye ya da kendimize sadece keyif için zaman ayırmaya geldiğinde içten içe sinsi bir huzursuzluk yaşarız. Oysa gerçek bolluk ve şifa, hayatı sadece tek başına göğüslemekle değil; hak etme bilincini taşımak ve hayatın bizi insanlar, jestler ve güzellikler aracılığıyla şımartmasına suçluluk duymadan izin vermekle başlar.
Hayatın Getirdiği Her Armağan Hak Etme İnancımızın Aynasıdır
Bizler almaya izin verdiğimiz kadar hayattan beslenebiliriz. Farkında mısınız, bir arkadaşımız bizim için bir işi halletmek istediğinde, bir yükümüzü omuzlamak istediğinde hemen “Hiç gerek yok, ben yaparım” diye barikat kuruyoruz. Biri bizi içtenlikle övdüğünde o güzel sözü kalbimize indirmek yerine hemen kusurlarımızı öne çıkarıyoruz. Hatta bazen evrende her şey yolunda gittiğinde ve hayat bize sıcacık, konforlu bir gün hediye ettiğinde bile “Kesin bunun arkasından kötü bir şey gelecek” diye tetikte bekliyoruz.
İşte bu hayata karşı sürekli gardını alma ve her şeyi tek başına halletmeye çalışma hali, bilinçaltındaki o eski “Ben sadece çabalarsam değerliyim, zahmetsiz gelen güzellikleri hak etmiyorum” kodunun ta kendisidir. İster bir sevgi sözcüğü, ister bir el uzatması, isterse de maddi bir imkan olsun; gelen güzelliği kabul ederken o hissettiğin hafif kasılma, evrene “Ben buna layık değilim” sinyali gönderir. Kendimizi layık görmediğimiz bir sevgiyi, desteği ya da bereketi hayatımızda tutmamız imkansızdır. Hak etme bilincini günlük hayata taşımak, dünyayı bir mücadele alanı olarak görmeyi bırakıp; gelen her iltifatı, her yardımı ve her kolaylığı evrenin senin değerini taçlandıran şifalı birer armağanı olarak kabul etmekle mümkündür.
Hak Etme Bilincini Taşımak İçin 3 Şefkatli Adım
Bu hafta sonu, bilinçaltımızda yaptığımız o JAAS temizliğini eyleme döküyoruz ve alma kanallarımızı fiziksel dünyada, günlük ilişkilerimizin içinde çalıştırıyoruz. İşte o şifalı adımlar:
-
İltifatları ve Övgüleri Sevgiyle “Mühürlemek”
Bu hafta sonu birisi size “Bugün enerjin ne kadar güzel”, “Bu işi harika başardın” ya da “Sesin ruhuma çok iyi geliyor” dediğinde, o sözü bahanelerle küçültmeyin. Karşı tarafın gözlerinin içine bakın, kalbinizden gelen sıcacık bir gülümsemeyle sadece “Teşekkür ederim, bunu duymak bana çok iyi geldi” deyin. Açıklama yapmayı, konuyu değiştirmeyi bırakın. O güzel enerjinin üzerinizde kalmasına, ruhunuzu şımartmasına izin verin.
-
Sunulan Yardımları ve Kolaylıkları Reddetmemek
Her şeyi tek başına sırtlanma çılgınlığına bu hafta sonu bir ara veriyoruz. Bir yakınınız “Çocuklarla ben ilgileneyim, sen dinlen” dediğinde, bir iş arkadaşınız “O kısmı bana bırak, ben hallederim” diye elini uzattığında ya da biri sizin için kapıyı açtığında o yardımı sevgiyle kabul edin. “Zahmet olmasın” cümlesini lügatinizden silin. Unutmayın, bir yardımı kabul etmek sizi zayıf kılmaz; tam aksine, evrenin sizi insanlar aracılığıyla desteklemesine izin verdiğinizi gösterir. Bırakın hayat bu hafta sonu sizi kolaylıkla şımartsın.

-
Kendine Sadece “Keyif ve Konfor” Alanı Açmak
Hak etmek, sadece üretken olduğumuz anların bir ödülü değildir. Bu hafta sonu kendinize hiçbir “yapılması gerekenler” baskısı kurmadan, tamamen keyif odaklı alanlar açın. İster bütçeniz dahilinde kendinize sadece ruhunuzu besleyecek küçük bir hediye alın, ister en sevdiğiniz mekanda uzun bir kahve keyfi yapın, isterseniz de bir taksiye binip o konforun tadını çıkarın. Bunu yaparken içinizden şu cümleyi geçirin: “Ben bu hayatın sunduğu tüm sevgiyi, desteği, konforu ve bereketi sadece var olduğum için sonuna kadar hak ediyorum.”
Bereket Güvenli ve Rahat Alanları Sever
Şunu çok iyi bilmeliyiz ki; hayatın güzellikleri korkunun, sıkışmışlığın, sürekli tetikte olmanın ve suçluluğun olduğu yere akmaz. Gerçek şifa ve bolluk; neşenin, rahatlığın ve “Ben buna layığım” diyen o vakur, şefkatli duruşun olduğu alanı sever. Kendinizi insanların sevgisinden, hayatın kolaylıklarından ve küçük konforlardan mahrum bırakarak o büyük ruhsal hafiflemeye ulaşamazsınız.
Bu hafta sonu kendinize en büyük iyiliği yapın ve o her şeyi tek başına göğüsleme, her övgüde ezilip büzülme modunu tamamen esnetin. Bırakın hayat sizi şımartsın, bırakın insanlar size değer versin, bırakın o hak ettiğiniz tüm maddi ve manevi güzellikler en zahmetsiz yoldan hayatınıza aksın. Siz kendinizi o güzel iltifata, o uzatılan ele layık gördüğünüzde, kendi öz değerinizi tüm dünyaya ilan etmiş olursunuz. Ve biz hak etme bilincini günlük hayata taşımak konusunda ustalaştığımızda, hayat bizim için bir hayatta kalma mücadelesi olmaktan çıkıp, neşeyle kabul ettiğimiz muazzam bir armağana dönüşür.


Bir yanıt yazın