Bir önceki yazımızda, kıyaslama tuzağının bizi nasıl kendi yolumuzdan alıkoyduğunu konuştuk. Ancak bazen bu durum sadece bir sosyal medya illüzyonu değildir; bazen kendimizi gerçekten de başkasının hayatını yaşamak zorunda hissedebiliriz. Eğer hayatında sürekli aynı tıkanıklıkları yaşıyorsan, ruhunun derinlerinde bir yerlerde, sen farkında olmadan bir başkasının acısını veya yarım kalmış hikayesini devralmış olabilirsin. JAAS (Jean Adrienne Arınma Sistemi) perspektifinden baktığımızda, bu durumun en köklü nedeni bilinçaltındaki sadakat yeminleri olarak karşımıza çıkar.
Görünmez Bir Miras: Ben Kimin Hayatını Yaşıyorum?
Bilinçaltımız, ait olma ihtiyacıyla yanıp tutuşan devasa bir kütüphane gibidir. Hayatta kalmak için bir aileye, bir kabileye veya bir soya ait olmamız gerektiğini bilir. Bu aidiyeti garantilemek için de bazen çok ağır bedeller öder. Başkasının hayatını yaşamak, aslında bir atamıza veya ebeveynimize duyduğumuz o sessiz ve derin sadakatin bir sonucudur. Eğer ailenizde kadınlar hep kendini feda ederek hayatta kaldıysa, senin çok başarılı ve kendi sınırlarını çizen bir kadın olman, bilinçaltın için o aileden “dışlanmak” anlamına gelebilir. İşte o an, farkında olmadan kendine şu gizli yemini edersin: “Sana sadık kalmak için ben de senin gibi kendimi feda edeceğim.”
Bu yeminler o kadar sessizdir ki, biz onları “kader” zannederiz. Başkalarıyla kendimizi kıyaslarken aslında şunu yapıyoruzdur: “O bu kadar parlıyor ama benim ailemde kimse bu kadar parlamadı, demek ki benim yerim burası.” Kendi bahçemizde başkasının tohumlarını ekmeye çalışmamızın nedeni, kendi tohumlarımızın ailemiz tarafından “tanınmayacağı” korkusudur.

Bilinçaltındaki; Sadakat Yeminleri mi Yoksa Sevgi mi?
JAAS seanslarında dosyaları açtığımızda sıkça karşımıza çıkar; kişi maddi bolluk istiyordur ama ataları kıtlık çekmiştir. Kişi tutkulu bir aşk istiyordur ama annesi mutsuz bir evlilik sürdürmüştür. Burada devreye giren “suçluluk duygusu”, sadakat yemininin en güçlü bekçisidir. “Onlar bu kadar acı çekmişken, ben nasıl neşe içinde yaşarım?” sorusu, bizi başkalarının (özellikle de sevdiklerimizin) acılarına hapseder.
Sadakat, sevgiden doğar gibi görünse de, aslında bir korku mekanizmasıdır. Bir başkasının hayatını yaşamak, kendi eşsizliğini feda etmektir. Kıyaslama tuzağına düştüğünde, aslında “Onun gibi olursam kabul görürüm” ya da “Ailemdeki o kişi gibi olursam güvende kalırım” diyen o eski sesleri duyarsın. Oysa gerçek sadakat, atalarının acılarını kopyalamak değil; onların yapamadığını yaparak o döngüyü kırmak ve tüm soyun adına özgürleşmektir.
Neden Başkasının Hayatını Yaşamak Zorunda Hissediyoruz?
Hiç düşündün mü, neden bazı hedeflerin için ne kadar çabalarsan çaba sarf et, bir noktada “patinaj” yapıyorsun? Neden başkalarının başarıları seni bu kadar yaralıyor? Belki de o ulaşmak istediğin yer, aslında senin ruhunun değil, bir başkasının (belki babanın, belki hiç tanımadığın bir dedenin) yarım kalmış hayalidir. Başkasının bahçesine bakıp iç geçirirken, aslında sana ait olmayan bir arzunun yükünü taşıyor olabilirsin.
JAAS protokollerinde teslimiyet, bu yükleri bırakmanın anahtarıdır. Biz seanslarda o görünmez bağları fark ettiğimizde, aslında şu mesajı veririz: “Seni görüyorum, acını onurlandırıyorum ama bu senin hikayen. Ben kendi hikayemi yazmayı seçiyorum.” Bu bir reddediş değil, tam aksine derin bir sevgiyle helalleşmedir. Sen kendi bahçende, sadece kendi ruhuna ait olan o eşsiz tohumları ekmeye başladığında, kıyaslama tuzağı kendiliğinden dağılır. Çünkü bilirsin ki; senin meyvenin tadı, bir başkasınınkiyle kıyaslanamaz; o sadece sana özeldir.

JAAS ile Bilinçaltındaki Sadakat Yeminlerini Şifalandırmak
Şimdi arkana yaslan ve dürüstçe bir bak: Şu an hayatında yaşadığın zorluk, gerçekten sana mı ait? Yoksa annenin bitmek bilmeyen yorgunluğunu, babanın onaylanma açlığını veya anneannenin kıtlık bilincini mi sırtlandın? Eğer bir başkasının hayatını yaşıyorsan, asla tam anlamıyla “mutlu” olamazsın. Çünkü ruhun, taklit edilen bir cennette bile sürgünde hisseder.
Farkındalık, o tozlu dosyaların kapağını açmaktır. “Ben neden böyle davranıyorum?” sorusunun altındaki o “sadakat yeminini” bulduğunda, büyü bozulur. Kıyaslama yapma ihtiyacın azalır çünkü başkasının terazisinde tartılacak bir “sen” kalmaz; sadece kendi gerçeğinle parlayan bir “sen” vardır.
Bir Sonraki Durağımız: Özgürlüğü Mühürlemek
Bu derin farkındalıklar bazen ruhu ağırlaştırabilir. “Peki bu bağları nasıl keseceğim, bu yeminleri nasıl bozacağım?” diye soruyor olabilirsin. JAAS sisteminde biz bu arınmayı teslimiyetle yapıyoruz, ancak bunu fiziksel dünyada da desteklememiz gerekir.
Bir sonraki kapımız olan Meditasyon ve Ritüeller (C Kapısı) yazımızda, bilinçaltındaki bu “sadakat yeminlerini” sevgiyle iade edeceğimiz, kendi ruhumuzun mülkiyetini geri alacağımız ve bu yeni özgürlüğü hayatımıza nasıl mühürleyeceğimizi öğreneceğimiz pratik bir çalışma yapacağız. Kendi bahçen için yeni bir devir başlıyor.
Işığını kimseden izin almadan parlatmaya hazır mısın?


Bir yanıt yazın