Nisan ayının o taze, yerinde duramayan enerjisi her yanımızı sardı. Doğa, büyük bir iştahla uyanırken; ağaçlar çiçek açma yarışına girmiş, kuşlar çoktan kendi şarkılarını bestelemeye başlamış gibi görünüyor. Baharın bu kolektif “yenilenme” coşkusu dışarıda ne kadar güzelse, içeride; yani bizim zihnimizde bazen bir o kadar yorucu olabiliyor. Çünkü bahar, sadece çiçekleri değil, aynı zamanda o meşhur “kıyaslama” dürtümüzü de uyandırıyor. Başkalarının hayat bahçelerine bakıp, kendi toprağımızdaki sessiz tomurcuklara küstüğümüz o tuhaf eşikteyiz.
Sosyal Medyanın Parıltılı İllüzyonu ve Kıyaslama Tuzağı
Bugünlerde telefonumuzun ekranını her kaydırdığımızda, karşımıza “en iyi versiyonuna” ulaşmış insanlar çıkıyor. Kimi yeni bir işe başlamış, kimi hayalindeki o evi dekore etmiş, kimi ise mucizevi bir şekilde tüm kilolarından kurtulup sabahın beşinde meditasyon yapmaya başlamış… Onların bahçesindeki güller tam açmışken, biz kendi saksımızda henüz başını topraktan yeni çıkarmış o küçük yeşil filize bakıp iç çekiyoruz: “Neden ben hala buradayım?”
İşte tam bu noktada, kıyaslama tuzağının en büyük hilesi devreye giriyor. Biz, başkalarının “final sahnesini” izlerken, kendimizin “mutfaktaki hazırlık sürecini” yargılıyoruz. Onların sadece sergilemeyi seçtikleri o kusursuz vitrine bakıp, kendi dağınık tezgahımızdan utanıyoruz. Oysa unutuyoruz ki; hiçbir ağaç, yanındaki ağaçtan daha hızlı çiçek açmaya çalışmaz. Her birinin kökü, toprağı ve güneşle olan randevusu bambaşkadır.
Kıyaslama ile Kendi Toprağına Yabancılaşmak
Kıyaslama yapmaya başladığımız an, bakışlarımızı kendi bahçemizden çekip başkasının penceresine dikeriz. Bu, aslında kendi varlığımıza yaptığımız en büyük haksızlıktır. Gözümüz başkasının rengindeyken, kendi toprağımızın neye ihtiyacı olduğunu göremez hale geliriz. Belki senin toprağının şu an çiçek açmaya değil, biraz daha dinlenmeye ihtiyacı var. Belki senin köklerin, o büyük fırtınalara dayanabilmek için yerin altında sessizce güçleniyor.

Başkasının hızı senin pusulan olduğunda, kendi yönünü kaybedersin. “O yaptıysa ben de yapmalıyım” diyerek giriştiğin her yenilik, senin özünden değil, sadece bir eksiklik hissinden beslenir. Oysa bahar, bir yarış değil; bir oluş halidir. Kendi ritmine sırt çevirdiğinde, aslında kendi mucizeni de ertelersin. Senin bahçende açacak olan çiçek belki bir gül değil, belki çok daha nadir bir orkidedir ve orkideler nazlıdır; vakti gelmeden yaprağını bile kıpırdatmaz.
Eksiklik Hissinden Özgünlüğe Geçiş
Peki, bu tuzaktan nasıl çıkılır? İlk adım, “yeterlilik” tanımımızı başkalarının başarılarından kurtarıp kendi içimize demirlemektir. Kıyaslama, yaratıcılığın ve huzurun katilidir. Eğer bugün sadece yatağını topladıysan ve bu senin için o günün en büyük zaferiyse, bu zafer başkasının kazandığı binlerce dolardan daha az değerli değildir. Çünkü o senin zaferindir; senin o anki kapasitenle, senin o anki ruh halinle kazanılmıştır.
Kendi bahçene dönmek; toprağına dokunmak, eksiklerini kabul etmek ama onlarla barışmak demektir. “Evet, şu an çiçeğim yok ama toprağım nemli ve umudum var” diyebilmektir. Başkalarının parıltısı seni kör etmesin; aksine, sana sadece “mümkün olanı” göstersin. Onlar yapabildiyse, bu senin de yapabileceğinin bir kanıtıdır ama onların yoluyla değil, senin kendi eşsiz yolunla.
Baharın gelmesi, her canlının aynı gün uyanacağı anlamına gelmez. Bazı tohumlar çatlamak için daha fazla yağmura, bazıları ise daha yakıcı bir güneşe ihtiyaç duyar. Eğer senin bahçen şu an sessizse, bu bir “geride kalmışlık” değil, bir “hazırlık” evresidir. Kendi toprağının altındaki o sessiz devrimi küçümseme. O sessizliğin içinde, belki de hayatının en güçlü köklerini salıyorsun. Sabır, pasif bir bekleyiş değil; tohumun çatlayacağına dair duyulan o derin güvendir. Başkasının penceresinden izlediğin o görkemli bahçe, belki de yıllar süren bir kış uykusunun sonucudur.
“El Alem Terazisi”nin Ağırlığından Kurtulmak
Kıyaslama yaparken aslında farkında olmadan görünmez bir jüri heyetinin önünde olduğumuzu hissederiz. “Başkaları ne başardı, ben ne durumdayım?” sorusunun altında, onaylanma ve kabul görme ihtiyacı yatar. Değerimizi, başkalarının başarı terazisinde tarttığımızda, kefe her zaman bizim aleyhimize ağır basar. Çünkü o terazi, bizim içsel huzurumuz için değil, dış dünyanın alkışları için tasarlanmıştır.
Kendi değerini, ürettiğin şeylerin sayısıyla veya ulaştığın hedeflerin hızıyla ölçmeyi bıraktığında özgürleşirsin. Sen, sadece “var olduğun” için değerlisin. Bahçendeki tek bir yeşil yaprak, eğer senin emeğinle ve senin ritminle oradaysa, başkasının binlerce çiçeğinden daha gerçektir. Kendi gerçeğine sahip çıkmak, modern dünyanın o sahte rekabetine karşı durabileceğin en büyük direniştir. Başkasının bahçesindeki rengi taklit etmek yerine, kendi toprağındaki o ham ve işlenmemiş cevheri bulmaya odaklan. Unutma; taklit edilen bir cennet, dürüstçe yaşanmış bir çölden daha huzurlu değildir.

Kıyaslamayı İlhamla Değiştirmek
Kıyaslama yıkar, ilham ise inşa eder. Bir başkasının başarısına bakarken hissettiğin o sızı, aslında senin de içinde uyanmayı bekleyen bir potansiyelin feryadıdır. O sızıyı bir kıskançlığa veya yetersizlik hissine dönüştürmek yerine, bir navigasyon cihazı gibi kullanabilirsin. “Bu bende neden bir duygu uyandırdı? Demek ki benim de ruhum bu yöne gitmek istiyor” diyebilmek, zehri şifaya dönüştürmektir.
Baharın bu taze günlerinde, kendine bir söz ver. Başkalarının bahçelerindeki çiçekleri saymayı bırak ve kendi toprağına bak. Orada ne var? Belki henüz sadece bir tohum, belki biraz çamur, belki de kurumuş birkaç yaprak… Hepsi kabulümüz. O çamurun içinden çıkacak olan senin en saf halindir. Kendine nazik davran; tomurcuklarına küsme. Onlar, senin sevginle ve sabrınla büyüyecekler.
Bir Sonraki Adım: Bilinçaltındaki Kıyaslama Kodları
Kendi bahçemize dönmeye niyet ettik, evet. Ancak bazen zihnimiz bizden bağımsız bir şekilde bizi o yarışın içine geri çeker. Neden sürekli onaylanma ihtiyacı duyuyoruz? Neden değerimizi başkalarının terazisinde tartıyoruz? Bu soruların cevapları, genellikle çocukluk yıllarımızda atılan o “kıyaslanma” tohumlarında gizlidir.
Bir sonraki durağımız olan JAAS / Bilinçaltı Farkındalık (B Kapısı) yazımızda, bu kıyaslama tuzağının altındaki o derin kodları, “el alem ne der?” korkusunu ve kendimizi başkalarının gözünden görme alışkanlığımızı nasıl dönüştürebileceğimizi konuşacağız. Belki de o bahçedeki yabani otları temizleme vakti gelmiştir.
Şimdilik, sadece kendi nefesine ve kendi ritmine odaklan. Senin bahçen, sen içinde olduğun sürece güzeldir.


Bir yanıt yazın